21 Mart 2010 Pazar

Kaç Kere Söyledik Biz Çocuk Sana...

Charlotte et Véronique,
ou Tous les garçons s'appellent Patrick (1959)
Giriş cümlesinin zorluğu. Giriş cümlesinin zorluğunu "Giriş cümlesinin zorluğu" diyerek atmam. Artık iki cümle yazmış olmanın üzerimden attığı gerginlik.

Geç başlamış bir blog bu. Amacım ise şuydu; geçen hafta start'ını verdiğim senaryo yazımı süreciyle paralel olarak buradan aktarılacak kariyer gelişimi. Misyon olarak bir nevi "verici" olmayı edinmiş bir kişinin günlük hayattan anbean "aldıkları"nı kusma faslı. İleride bir yönetmen olmayı arzulayan bir yeniyetmenin içinin içine sığmaması tribi.

Farkettim ki, blog açmak aslında çoğu yönüyle çocuk doğurmak gibi. Önce ölçüyorsun biçiyorsun, sonra isim koyma faslı ve senin ona doldurduklarına göre biçiminin değişimi, gelişimi. önceleri Jim Jarmusch'a selam olsun diyip Coffee & Cigarettes koymaktı amaç, sonra Towelhead'e kaydı kafam (Alan Ball'un en sevdiğim filmi olmasından falan değil, Alan Ball sevgimden) ama yok arkadaş. dolu da dolu. Büyük lanet ettim blogger'a, sonra da bu çıkageldi. Kendisi Jean-Luc Godard'ın aynı adlı şahane kısa filminden süregelmekte. tutmazsa değiştiririm elbet.

Broken Flowers'ı izledim bugün. şu ana kadar izlediğim en sağlam Jarmusch'tu. Jarmusch hakkında düşündüklerimin sınırlarını henüz çizebilmiş değilim. izleme sıramla gidecek olursam; Permanent Vacation sinema dilini oturtmasına daha yıllar olan bir öğrencinin deneyimiydi gözümde, Coffee & Cigarettes ise önceden aynı biçimlerde birkaç kez daha ele alınmış [Amerikan] insanının "bağlantı" problemini/daha çok beceriksizliğini (hayır bu böyle değil diyenler için Baudrillard'ın Amerika'sı) göstermekten öteye gidemedi. The Limits of Control hakikaten ilginçti, ancak psikanalitik bakımdan yeterince iyi yaratıl(a)mamış karakterler olduğundan olsa gerek (?) fazladan bir havada kalmışlık hissiyatı verdi bana.

Geçen yaz yazdığım bir öyküyü açtım yanlışlıkla bugün; ağır bir Burroughs etkisi, kendimden kırıntılar kalmış. yine de yeniden ele almaya değer.

bir de bu yazıyı yazarken aklıma geldi, yapmam gereken bir web sitesi işim var ama hiç yapasım gelmiyor. "e yapma o zaman" ya da "yap lan" kadar basit bir mesele değil, sanki bu işi ele alış şeklim gelecek işlerimi ele alış şeklimi etkileyecekmiş gibi geliyor. aydın'a selam olsun, ipi fazla gevşetmemek gerek.